Türkiye Tarımda Birinci, Gıda Güvencesinde Kırılgan Durumda
Türkiye, tarımsal üretimde Avrupa’da birinci olmasına rağmen gıda güvencesinde kırılgan bir konumda. Rapor detaylarıyla ele alındı.
Tarımsal Bilgi Platformu, Türkiye’nin gıda güvencesinin ithalat ile sağlanamayacağını vurgularken, tarımsal üretimde Avrupa’da birinci sırada yer alan Türkiye’nin, “sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim” konusunda 49. sırada olduğunu ortaya koydu. Gıda enflasyonunun ithalata rağmen düşmemesi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
Platform, gıda güvencesi konusunu ele alarak, tarım, gıda ve kırsal kalkınma alanlarında yapısal politikaların geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Şahinöz’ün koordinatörlüğünde hazırlanan raporda, gıda güvencesinin devletlerin siyasi bağımsızlığını koruyan temel stratejik hedeflerden biri olduğu ifade edildi. Raporda, tarımı olumsuz etkileyen beş ana eğilim sıralandı; bunlar arasında iklim değişikliği, ticaret savaşları ve bölgesel çatışmalar yer alıyor. Ayrıca, dijital dönüşümün gelişmiş ülkeleri gıda güvencesinde daha avantajlı hale getireceği vurgulandı.
Son yirmi yıl içinde, verim ve rekoltede küresel düzeyde gözlemlenen düşüşler, ihracata getirilen kısıtlamaların ithalatı güvenilir bir alternatif olmaktan çıkardığını gösteriyor. Türkiye, tarımsal hasılada dünya genelinde 7. ve Avrupa’da 1. sırada olmasına rağmen, gıda güvencesi açısından kırılgan bir ülke konumunda. 2024 yılı itibarıyla 33.8 milyar dolarlık ihracat ile dünya ticaretindeki payı yalnızca %1.4 olarak kalıyor. 2022 verilerine göre, Türkiye küresel gıda güvence indeksinde 113 ülke arasında 49. sırada yer alıyor; bu durumun temel sebebi ise gıda fiyatlarındaki artış olarak gösteriliyor.
Raporda ayrıca, son yirmi yılda endüstriyel bitkiler, gıdalar ve yem ham maddelerinde ithalata bağımlılığın ciddi şekilde arttığına dikkat çekildi. İthalata rağmen gıda enflasyonunun düşürülmemesi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini zayıflatırken, tüketici refahının da azaldığı belirtildi. Hükümetin gıda arzındaki sorunları çözmek için ithalata başvurması, yapısal sorunların kronikleşmesine yol açıyor. İhracatın son on yılda %80 oranında arttığı göz önüne alındığında, bu durumun fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğu açıkça görülüyor.
2000 sonrası dönemde Türkiye’de birinci sınıf tarım arazilerinin azalması, girdi yoğunlaşması ve biyolojik kapasite üzerindeki baskılar tarımsal sürdürülebilirliği ciddi şekilde tehdit ediyor. 2007-2025 yılları arasında tarım ve kırsal kalkınma desteklerinin reel olarak %27 azaldığı, çiftçi borçlarının ise 7,5 milyar dolardan 27,4 milyar dolara yükseldiği belirtiliyor. Bu süreçte yaklaşık 500 bin çiftçi ailesinin tarım dışına çıktığı ve 3 milyon hektardan fazla tarım arazisinin üretimden çekildiği ifade ediliyor.
Sonuç olarak, Türkiye’nin gıda güvencesini artırmak için iç tüketimde dışa bağımlılığı en aza indirmesi gerekiyor. Tarım-gıda ve kırsal kalkınma politikalarının sürdürülebilir bir şekilde yapılandırılması, gıda sisteminin ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan sağlıklı bir yola girmesi için elzemdir. Tarımsal Bilgi Platformu, bu konularda yeni bir mimari oluşturulması gerektiğini vurguluyor ve bu sorunun çözümünde kamucu yaklaşımların önemine dikkat çekiyor.




