Türk Eximbank, İhracatçıların Rekabet Gücünü Artırmayı Amaçlıyor
Türk Eximbank, ihracatçıların küresel pazarlarda daha güçlü olmasını sağlamak için finansman ve destek araçları sunuyor.
Türk Eximbank, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda daha rekabetçi ve güçlü olmalarına yönelik desteklerini sürdürmeye devam ediyor. Banka, finansman, sigorta ve garanti araçlarıyla hizmet ihracatının Türkiye ekonomisindeki önemini artırmayı hedefliyor. Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, bu desteklerin ihracatçıların uluslararası ticarette daha dayanıklı ve güvenli bir konuma ulaşmalarına yardımcı olacağını belirtti.
Türkiye, küresel hizmet ihracatında önemli bir büyüme kaydederken, Türk Eximbank da ihracatçılara sunduğu finansman ve sigorta destekleriyle bu sürecin en önemli paydaşı olmayı sürdürüyor. Özellikle KOBİ’lerin uluslararası pazarlarda daha sağlam adımlar atabilmesi için çeşitli kredi ve sigorta araçları sunan banka, 2025 yılında sağlanan toplam 54,3 milyar dolarlık destekle tarihindeki en yüksek hacme ulaştı. Bu destekler, hizmet ihracatının çeşitlenmesi ve güçlenmesi açısından kritik bir rol oynuyor. Türk firmaları, taşımacılıktan turizme, eğitimden yazılım ve medya sektörlerine kadar geniş bir yelpazede küresel pazarlarda yer alıyor. Yapay zeka ve dijitalleşme gibi teknolojik gelişmeler, hizmet ihracatının daha hızlı ölçeklenmesine olanak tanırken, Türk Eximbank da bu dönüşümü destekleyen finansal çözümler sunuyor. Banka, alıcı kredileri ve uluslararası proje finansmanı gibi araçlarla yüksek katma değerli ihracat ürünlerinin küresel talep karşısında rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor.
Ali Güney, hizmet ticaretinin önemine ve Türk Eximbank’ın yürüttüğü çalışmalara ilişkin EKONOMİ’ye açıklamalarda bulundu. Küresel ekonomi, tarih boyunca yerel malların ticareti üzerinden şekillenmişken, coğrafi konum, ticaret yollarına hâkimiyet açısından önemli bir avantaj sağlamıştır. Sanayi Devrimi ile birlikte üretim, daha önce mümkün olmayan ölçeklere ulaşarak, üretim ve tüketim odaklı bir ekonomik modeli ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde, üretim verimliliğini artıran inovasyonlar ve ölçeklenebilir üretim, küresel ekonominin en büyük aktörlerini oluşturmuştur. Üretim kapasitesi, ölçek ve verimlilik, uzun yıllar boyunca ülkelerin küresel ekonomideki konumunu belirleyen temel unsurlar olmuştur.
Günümüzde ise teknolojinin ulaştığı seviye, küresel değer üretiminin ağırlık merkezini hizmetlere kaydırmaktadır. Gelişen teknolojiler, küresel ticaretin sınırlarını genişletirken, hizmet ihracatını ekonomik denklemin merkezine taşımaktadır. Bu dönüşüm, en büyük küresel şirketler listelerinde de açıkça gözlemlenmektedir; imalat sanayiinde faaliyet gösteren firmaların yerini giderek uluslararası ölçekte hizmet sunan yazılım ve teknoloji şirketleri almaktadır.
Sürdürülebilir bir ekonominin tek bir alan üzerine inşa edilmesi mümkün değildir. Güçlü bir imalat sanayi kapasitesinin yanı sıra, yenilikçi ve yüksek katma değerli hizmetler sektörünün de eş zamanlı olarak desteklenmesi gerekmektedir. Bu iki alan, birbirini besleyen ve derin bağlarla iç içe geçmiş yapılar olarak değerlendirilmelidir. Bir alandaki zayıflama, diğerinin küresel ölçekte değer üretme kapasitesini de kısıtlayacaktır.
Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan gelişmeler bu gerçeği daha görünür hale getirmiştir. Yapay zeka ve dijitalleşme gibi teknolojik ilerlemeler, sınır ötesi hizmet ihracatını daha önce hiç olmadığı kadar kolaylaştırmıştır. Bugün bir yazılım ekibi, eğitim girişimi veya medya şirketi, fiziksel olarak dünyanın öbür ucuna gitmeden küresel pazarlara erişim sağlayabilmekte ve yerel hizmet sağlayıcılarla doğrudan rekabet edebilmektedir. Sağlık ve turizm gibi lokasyona bağımlı hizmet sektörleri de ürettikleri değeri uluslararası pazarlarda hedef kitleleriyle daha kolay buluşturabilmekte ve rekabeti küresel alana taşımaktadır.
Hizmet ihracatındaki bu olumlu konjonktüre rağmen, son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimler, artan korumacılık eğilimleri, enerji ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar ile yüksek enflasyon, mal ticaretini daha kırılgan bir hale getirmiştir. Bu belirsizlik ortamında hizmet ticareti görece daha dayanıklı bir görünüm sergilemektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, 2025 yılının ilk yarısında hizmet ihracatçılarının güçlü büyüme performansı dikkat çekmektedir. Hizmet ihracatı, doğası gereği daha yüksek katma değer üretmekte ve teknoloji ile birleştiğinde daha hızlı ölçeklenebilmektedir. Günümüzde küresel rekabet; yazılım, finans, lojistik, sağlık, turizm ve eğitim gibi alanlarda yoğunlaşmakta; başka bir deyişle aklın, bilginin ve uzmanlığın olduğu sektörlerde şekillenmektedir.
Dünya hizmet ticareti, 2026 yılı itibarıyla 8,9 trilyon doları aşmıştır. Önümüzdeki beş yıl içinde, özellikle teknolojinin sunduğu imkânlarla birlikte yaşanacak dönüşümle bu alanın dünya ortalamasının üzerinde büyümeye devam etmesi beklenmektedir. Bu noktada, son on yılda istisnai dönemler dışında hizmet ihracatı, mal ihracatından daha hızlı büyüyen ülkemiz için net bir fırsat penceresi sunmaktadır.
Türkiye’nin dış ticaretine bakıldığında, rakamların ötesinde derin ve anlamlı bir hikâye ortaya çıkmaktadır. Güçlü ve köklü bir sanayi altyapısının, giderek çeşitlenen hizmet sektörleri ve nitelikli insan kaynağıyla birleşmesi, Türkiye’yi bu fırsatları değerlendirebilecek sınırlı ülkelerden biri haline getirmektedir. Ülkemizin kronik dış ticaret açığına karşı sağladığımız kayda değer gelişmeler, bu fırsatları değerlendirebilmekle mümkün olmaktadır.
Uzun yıllar boyunca hizmet ihracatı denilince taşımacılık ve turizm öne çıkmıştır. Türkiye, jeopolitik konumunun avantajını etkin bir şekilde kullanarak bu alanlarda önemli bir konum elde etmiş; Türk Hava Yolları gibi küresel ölçekte bir marka yaratarak ulaştırma ve taşımacılıkta kayda değer bir mesafe kat etmiştir. Benzer şekilde turizm sektörü de yalnızca kapasite artışına değil, kaliteyi ve deneyimi merkeze alan bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Son yıllarda sağlık, eğitim, medya ve bilişim gibi alanlarda hizmet ihracatının güç kazanması, bu tabloyu daha da ileri taşımaktadır. Böylece Türkiye, geleneksel olarak güçlü olduğu sektörleri derinleştirirken, yeni alanlara açılarak hizmet ihracatını hem çeşitlendirmiş hem de daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmuştur.
2025 yılında 122,6 milyar dolara ulaşan hizmet ihracatı, bu dönüşümün somut bir göstergesi olmuştur. Geleneksel hizmet sektörlerinin payı hâlâ yüksek olsa da uluslararası müteahhitlikten oyuna, yazılımdan medya ve eğlence sektörlerine kadar Türk firmalarının küresel ölçekte varlık göstermesi son derece değerlidir. Bu alanlar yalnızca döviz kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda bilgi, yaratıcılık ve teknoloji üretimi açısından da stratejik bir rol üstlenmektedir.
Hizmet ihracatının giderek artan stratejik önemi doğrultusunda, bu alanın sürdürülebilir bir şekilde büyümesini sağlayacak finansman ve risk yönetimi araçları da kritik hale gelmektedir. Türk Eximbank, Türkiye’nin ihracat performansının finansmanında merkezi bir rol üstlenmekte; 1987 yılından bu yana Türk ihracatçısının en büyük finansal destekçisi olarak ülkemizin dış ticaretinin finansmanında üstlendiği sorumluluğu 39 yıldır kararlılıkla sürdürmektedir. 2025 yılında, ihracatçılara sağlanan kredi ve sigorta desteği toplamda 54,3 milyar dolara ulaşarak Banka tarihindeki en yüksek destek hacmine ulaşmıştır. Bu tutarın 26,8 milyar doları kredi, 27,5 milyar doları ise sigorta ve garanti desteklerinden oluşmaktadır.
Daha da önemlisi, desteklerden yararlanan 18 bin 500 ihracatçının yüzde 83’ünün KOBİ’lerden oluşmasıdır. Bu durum, yalnızca imalat sanayisinin değil, hizmet ihracatçılarının da finansmana erişiminin geniş bir tabana yayıldığını ve ihracat ekosisteminin daha kapsayıcı bir yapıya kavuştuğunu göstermektedir. 2026 yılı için hedefimiz, bu ivmeyi bir adım daha ileri taşımak ve ihracata toplam 59 milyar dolar destek sağlayarak Türkiye’nin küresel ticaretteki konumunu daha da güçlendirmektir.
Türk Eximbank, yalnızca finansman sağlamakla kalmayıp, ihracatın yapısal olarak güçlenmesi ve çeşitlenmesi sürecinde aktif bir paydaş olarak konumlanmaktadır. Bu çerçevede; hizmet ihracatının desteklenmesi, KOBİ’lerin ihracat finansmanına erişiminin artırılması, e-ihracatın yaygınlaştırılması, yüksek teknolojili ve katma değerli sektörlerin desteklenmesi, yeşil dönüşüm yatırımlarının finanse edilmesi ile alıcı kredileri ve uluslararası proje finansmanının güçlendirilmesi öncelikli alanlar arasında yer almaktadır. Katılım finans penceresiyle ürün çeşitliliğinin artırılması ve bu ürünlerin yaygınlaştırılması da bu vizyonun önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Son üç yılda bu alanda yoğun çalışmalar yürütülmüş, ihracatçılara alternatif fon kaynakları ve farklı finansman modelleri sunacak yeni ürünler geliştirilmiştir. Temel amaç, ihracatçıların finansmana erişimini daha kapsayıcı bir hale getirirken, fon kaynaklarını çeşitlendirerek desteklerin sürdürülebilirliğini sağlamaktır.
Önümüzdeki dönemde Türkiye ihracatının sürdürülebilir biçimde artabilmesi için, ihracatçıların küresel pazarlarda daha güçlü ve güvenli bir şekilde konumlanması büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda yalnızca kredi ve sigorta çözümleriyle değil; akreditif, yurt dışı teminat mektubu ve diğer dış ticaretin finansmanına yönelik ürünlerimizle sunduğumuz destekleri daha bütüncül bir yapıya taşımayı hedefliyoruz. Bu ürünlerle hem yeni pazarlara girişte ihtiyaç duyulan güvenceyi sağlamayı hem de ihracatçıların nakit akışlarını kolaylaştırmayı önceliklendiriyoruz.
Nihai hedefimiz, ihracatçıların küresel rekabet gücünü artırmak ve onları uluslararası ticarette daha güçlü, daha dayanıklı bir konuma taşımaktır.
Yenilikçi finansman yöntemlerini geliştirmeye devam ederken, yurt dışındaki ihracat destek kuruluşlarıyla ve hissedarı olduğumuz Africa Finance Corporation ile ortak finansman ve reasürans desteklerini artırmaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu stratejik yaklaşımın kurumsal altyapısını güçlendirmek amacıyla 2020 yılında Stratejik Dönüşüm Programı’nı hayata geçirdik. Program kapsamında teknolojik altyapımızı önemli ölçüde güçlendirdik, iş modelimizi uluslararası iyi uygulamalar doğrultusunda güncelledik ve ürün çeşitliliğimizi artırırken ihracatçı deneyimini merkeze alan adımlar attık. Bugün gelinen noktada, bu çalışmaların sahada somut karşılık bulduğunu görmek bizler için son derece kıymetlidir. Önümüzdeki dönemde de ihracatçıların ihtiyaç duyduğu her aşamada, her noktada destek sunma kararlılığımızı sürdüreceğiz.
Türk Eximbank olarak amacımız, ihracatçıların küresel pazarlarda daha rekabetçi ve güçlü olmasını sağlamak, ülkemizin sürdürülebilir ihracat artışına katkıda bulunmaktır. Hizmet ihracatının Türkiye ekonomisindeki rolü giderek güçlenirken, biz de finansman, sigorta ve garanti hizmetlerimizle bu sürecin güçlü ve güvenilir bir paydaşı olmaya devam edeceğiz.




