AB’nin Yeni Kuralları Otomotiv Sektöründe Kriz Yaratabilir
AB’nin yeni otomotiv kuralları, Türkiye ve diğer ülkeler için ciddi sorunlar doğurabilir. Uzmanlar, bu durumun sektöre etkilerini değerlendiriyor.
Avrupa Birliği’nin yeni ‘made in Europe’ kuralları, otomotiv sektöründe önemli sorunlara yol açma potansiyeli taşıyor. Bu düzenlemeler, teşvik ve kamu alımlarının yalnızca AB içinde montajlanan araçlara verileceğini öngörüyor. Bu durum, Türkiye, ABD, Japonya ve Fas gibi ülkeler için ciddi bir sorun teşkil edebilir. Uzmanlar, bu tür bir yaklaşımın AB’nin otomotiv pazarında da olumsuz etkiler yaratabileceği görüşünde.
AB, yeni dönemde enerjiden güvenliğe, savunmadan otomotiv sanayisine kadar pek çok alanda ‘kendi içinde çözüm üretebilen bir merkez’ olma hedefindedir. Bu amaçla ‘AB Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası’ yürürlüğe girmektedir. Ancak, kıta ülkelerinin uzun süredir oluşturduğu düzen, yaşlı nüfus ve mevcut altyapı gibi unsurlar bir araya geldiğinde, bu hedefe ulaşmak oldukça zor görünüyor.
Bu bağlamda, AB içindeki otomotiv endüstrisinin yeni kurallardan nasıl etkileneceği önemli bir mesele haline geliyor. Yeni düzenlemeye göre, otomotiv sektöründeki teşvikler ve kamu alımları için ‘AB içerisinde montaj’ şartı getiriliyor. Bunun yanı sıra, yüzde 70 yerli üretim zorunluluğu da öngörülüyor. Bu düzenlemenin amacı, Avrupa genelinde otomotiv üretim kapasitesini güçlendirmek.
AB’nin Yeni Otomotiv Kuralları Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?
Otomotiv sektöründe deneyimli bir isim olan Hakan Doğu, bu soruya yanıt vermeden önce mevcut durumu özetliyor. Doğu, AB ülkeleri ile Türkiye’nin ticari açıdan son derece önemli iki ortak olduğunu belirtiyor. Otomotiv sektörü açısından ise durumun daha da kritik hale geldiğini vurguluyor. “AB’den otomotiv ithalatımız 25-28 milyar dolar, AB’ye otomotiv ihracatımız ise 28-30 milyar dolar civarında. Yani bu alanda Türkiye, AB’ye karşı dış ticaret fazlası veriyor. 2025’te toplam otomotiv ihracatımız 41,5 milyar dolarla tarihi bir rekor kırdı ve bunun yaklaşık üçte ikisi AB pazarına yöneldi.” diyor.
Türkiye’nin Toyota, Stellantis (Fiat/Tofaş), Hyundai, Renault ve Ford gibi markalar için düşük maliyetli bir üretim üssü olduğunu ifade eden Doğu, “Bu grupların kendi içinde maliyet ve kalite açısından en iyi tesisleri barındıran, yüz binlerce kişiyi istihdam eden ve AB ile gümrük birliği üzerinden entegre bir ülkeyiz.” şeklinde bilgi veriyor.
ABD, Japonya ve Fas da Süreçten Rahatsız
Hakan Doğu, Türkiye’nin yeni düzenlemelerle birlikte kalan yüzde 30’luk kısma hapsedilmek istendiğini vurgularken, Ankara’nın bu sıkıntıları yaşayan tek ülke olmadığını da ifade ediyor. “Avrupalı bazı üreticiler bu yasayı destekliyor. Ancak en önemli şartları teşvik verilmesi. Avrupa’da enerji ve işçilik maliyetleri Türkiye ve Fas’a göre daha yüksek. Eğer bu iki ülkedeki üretimler AB’ye taşınacaksa, bunun karşılığında ilave teşvik talep ediliyor.” diyor.
Türkiye’de üretim yapıp Avrupa’ya ihracat gerçekleştiren Toyota ve Ford, Türkiye’nin bu sistemde yer almamasının AB içindeki üretimi zayıflatacağı görüşünü savunuyor. Ayrıca, Türkiye’nin aşırı değerli TL’ye rağmen Avrupa’daki birçok tesisten daha verimli ve kaliteli üretim gerçekleştirdiğini belirtiyor. Doğu Avrupa’da büyük ölçüde misafir işçilerle yapılan üretimin ise uzun vadede sürdürülebilir olmadığını ifade ediyor.
Eğer bu yasa kabul edilirse, AB’nin oluşturduğu tüm ticaret sistemi yalnızca AB sınırlarıyla sınırlı kalacak. Bu durum, birlik için başta maliyet artışı olmak üzere pek çok sorunla karşılaşma riskini beraberinde getirebilir. Sadece otomotiv sektöründe değil, savunma sanayiinde de belirli merkezlerin Ankara’yı denklem dışında tutma çabaları gözlemleniyor. Bu adımlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir mücadelenin de yansıması olarak değerlendiriliyor.
Uzun yıllardır bu sektördeki tecrübelerime dayanarak, böyle bir kararın yalnızca Türkiye, Japonya, ABD ve Fas’a zarar vermeyeceğini, aynı zamanda AB’nin de kaybedeceğini düşünüyorum. Çünkü evdeki hesabın çarşıya uyması zor. Sektördeki dinamikler oldukça karmaşık.
Öte yandan, Avrupa ülkelerinin Çin’e karşı kendilerini koruyabilmeleri için Türkiye’ye ihtiyaçları var. Umarım bu hatadan dönülür ve Türk otomotiv endüstrisi, AB ülkeleriyle olan yakın ilişkisini sürdürür. AB ile Türkiye’nin birlikte yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. Aksi takdirde, her iki taraf için de kaybeden bir senaryo ortaya çıkabilir.”




