SKDM Sürecinin Çelik Sektörüne Etkileri ve Karbon Yönetimi
SKDM süreci, çelik sektöründe karbon maliyetlerini ve rekabeti nasıl etkiliyor? Detaylar haberimizde.
Son yıllarda sürdürülebilirlik, şirketler için sadece gönüllü bir sorumluluk alanı olmaktan çıkarak, hukuki ve finansal yükümlülükler haline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde geliştirdiği karbon fiyatlandırması, sürdürülebilir finans ve kurumsal raporlama gibi düzenlemeler bu değişimin en belirgin örneklerindendir.
Bu bağlamda, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon fiyatlandırmasını Avrupa Birliği sınırlarının ötesine taşıyarak karbon kaçağını önlemeyi ve karbon yoğun üretimden kaynaklanan rekabet farklarını azaltmayı amaçlayan önemli bir düzenleme olarak öne çıkıyor. 2023-2025 yılları arasında geçiş dönemi olarak belirlenen süreçte, üreticilerden yalnızca ürünlerinin gömülü emisyonlarını raporlamaları istenmiş ve bu dönemde herhangi bir finansal yükümlülük uygulanmamıştır. Ancak 1 Ocak 2026 itibarıyla SKDM’nin mali aşamasına geçilmesiyle birlikte, karbon, yalnızca raporlanan bir veri olmaktan çıkarak ticari maliyet oluşturan bir unsur haline gelecektir.
Çelik gibi enerji yoğun sektörler için bu gelişme, yalnızca yeni bir çevre düzenlemesi değil, aynı zamanda uluslararası ticarette rekabet dengelerini değiştiren bir dönüşüm olarak kendini göstermektedir. SKDM’nın ilk yılları, bilinçli bir öğrenme dönemi olarak tasarlanmış olup, 2026 itibarıyla Avrupa Birliği’ne ithal edilen karbon yoğun ürünlerin emisyonları için SKDM sertifikası satın alınması gerekecektir. Sertifika fiyatlarının AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) karbon fiyatına bağlı olması, karbon maliyetini doğrudan ticaret fiyatının bir parçası haline getirecektir.
Bu durum, çelik sektöründe rekabetin yalnızca üretim maliyetleri üzerinden değil, aynı zamanda ürünlerin karbon yoğunluğu üzerinden şekilleneceği anlamına gelmektedir. SKDM sisteminin merkezinde, ürünlerin içerdiği gömülü emisyonların hesaplanması yer almaktadır. Gömülü emisyonlar, bir ürünün üretim süreci boyunca ortaya çıkan toplam sera gazı emisyonlarını ifade eder ve çelik üretimi özelinde bu emisyonlar üç ana kaynaktan oluşmaktadır: üretim süreçlerinden kaynaklanan doğrudan emisyonlar, kullanılan elektriğin gömülü emisyonları ve üretimde kullanılan bazı ara girdilerin gömülü emisyonları.
SKDM ile birlikte çelik üretiminde kullanılan ara girdilerin emisyon etkisi daha görünür hale gelmektedir. Pik demir, HBI/DRI ve dışarıdan temin edilen yarı mamuller gibi girdiler, nihai ürünün toplam emisyon hesabına doğrudan dahil edilmektedir. Bu durum, tesisin üretim teknolojisi düşük emisyonlu olsa bile karbon yoğun girdilerin toplam emisyon değerini önemli ölçüde artırabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla, SKDM ile birlikte yalnızca üretim süreçleri değil, kullanılan ham maddeler ve tedarik zincirinin tamamı rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline gelmektedir.
SKDM kapsamında emisyon verileri iki şekilde hesaplanabilir: doğrulanmış gerçek veriler ve varsayılan emisyon değerleri. Üreticiler, emisyon hesaplamalarını tesis bazlı gerçek üretim verilerine dayandırabilir. Ancak bu verilerin SKDM metodolojisine uygun şekilde hesaplanması ve bağımsız, akredite doğrulayıcı kuruluşlar tarafından doğrulanması gerekmektedir. Varsayılan emisyon değerleri ise, üreticilerin doğrulanmış tesis verisi sunamadığı durumlarda kullanılan referans değerlerdir. Bu durumda hesaplamalar bu değerler üzerinden yapılmakta ve özellikle düşük emisyonlu üreticiler açısından maliyet dezavantajı oluşabilmektedir. Mevcut sistemde bu değerler çoğu zaman sektör ortalamalarına dayanmaktadır. Bu nedenle, elektrik ark ocağı gibi görece düşük emisyonlu üretim yapan tesisler, doğrulanmış veri sunamadıkları takdirde, fiili üretim koşullarını yansıtmayan daha yüksek emisyon değerleri üzerinden değerlendirilebilmektedir. Aynı durum, üretimde kullanılan öncül girdiler için de geçerlidir. Bu girdilerin emisyon verileri doğrulanamadığında sistem otomatik olarak varsayılan değerleri esas almaktadır. Dolayısıyla, üreticiler yalnızca kendi tesis emisyonlarını değil, tedarik zincirlerinde kullandıkları girdilerin emisyon verilerini de yönetmek zorunda kalmaktadır.
SKDM kapsamında emisyon verilerinin bağımsız ve akredite kuruluşlar tarafından doğrulanması gerekmekte ve bu doğrulama süreci, Avrupa Birliği tarafından belirlenen metodolojiler ve standartlar çerçevesinde kapsamlı bir yapı olarak yürütülmektedir. Doğrulama süreci, yalnızca emisyon hesaplama yöntemleriyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kullanılan veri kaynaklarını, üretim parametrelerini ve veri toplama süreçlerinin bütününü kapsayan entegre bir değerlendirme yaklaşımını içermektedir. Bu nedenle, şirketler için yalnızca veri üretmek yeterli olmamakta; verinin izlenebilir, dokümante edilmiş ve uluslararası standartlara uygun şekilde doğrulanabilir olması gerekmektedir.
Doğrulayıcı kuruluşların kapasitesi, SKDM uygulamasında ortaya çıkabilecek en önemli darboğazlardan biridir. Emisyon verilerinin geçerli sayılabilmesi için doğrulamanın AB mevzuatına göre akredite edilmiş kuruluşlar tarafından yürütülmesi gerekmektedir. Ancak Avrupa’daki doğrulayıcı kuruluşların tüm ülkelere aynı anda hizmet verebilmesi pratikte mümkün görünmemektedir. Diğer yandan, AB dışındaki ülkelerde doğrulayıcı kuruluşların yapılanması ve akreditasyon süreçlerinin tamamlanması da belirli bir zaman gerektirmektedir. Bu nedenle, SKDM’nın ilk yıllarında doğrulama kapasitesi ciddi bir darboğaz haline gelebilir. Doğrulanmış emisyon verisi sunulamaması durumunda, üreticiler varsayılan emisyon değerlerini kullanmak zorunda kalabilir ve bu da özellikle düşük emisyonlu üretim yapan tesisler açısından maliyet dezavantajı yaratabilir. Sonuç olarak, şirketlerin yalnızca emisyon hesaplama sistemlerini kurmaları yeterli değildir; doğrulama süreçlerini de erken aşamada planlamaları kritik önem taşımaktadır.
SKDM kapsamında oluşacak karbon maliyeti, temel olarak satın alınması gereken SKDM sertifika sayısı ile AB karbon fiyatının çarpılmasıyla hesaplanmaktadır. Ancak sertifika sayısını belirleyen unsur yalnızca ürünün emisyon yoğunluğu değildir. Ürünün gömülü emisyonları, kullanılan verilerin doğrulanmış veya varsayılan değerler üzerinden hesaplanması, AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında ücretsiz tahsisatların kademeli olarak kaldırılması ve üretimin yapıldığı ülkede ödenmiş olabilecek yerel karbon fiyatları toplam maliyeti etkilemektedir. SKDM hesaplamalarında kullanılan referans emisyon değerlerinin veri kalitesi ise sektör içinde tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Özellikle yüksek hacimli ticarette küçük emisyon farkları dahi toplam karbon maliyetini ciddi şekilde değiştirebilmektedir. Bu nedenle, şirketlerin SKDM maliyetlerini tek bir rakam üzerinden değil, belirli bir aralık içinde değerlendirmeleri daha gerçekçi bir yaklaşım sunmaktadır.
SKDM ile birlikte karbon yoğunluğu, tedarik zincirlerinde yeni bir rekabet parametresi haline gelmektedir. Avrupa’daki ithalatçılar artık yalnızca fiyat ve kaliteye değil, tedarik ettikleri ürünlerin karbon ayak izine de odaklanmaktadır. Bu nedenle, düşük emisyonlu üreticilerle çalışmaya yönelim giderek artmakta; aynı şekilde, üreticilerden doğrulanmış emisyon verisi talep edilmesi de yaygınlaşmaktadır. Son dönemde birçok Avrupa müşterisi için doğrulanmış emisyon verisinin sağlanması, yeni satış sözleşmelerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Karbon verisi artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarının konusu değil, doğrudan ticari müzakerelerin de bir parçası olmaktadır.
SKDM düzenlemesine göre emisyon beyanlarının yapılmaması veya hatalı yapılması durumunda ciddi maddi yaptırımlar uygulanabilmektedir. Ancak asıl risk finansal cezalarla sınırlı kalmamaktadır. Uyumsuzlukların sistematik hale gelmesi durumunda, şirketlerin ürünlerinin Avrupa Birliği pazarına erişimi ciddi şekilde zorlaşabilir. Bu noktada SKDM, artık yalnızca bir çevre düzenlemesi değil; aynı zamanda AB pazarına erişim için kritik bir uyum şartı haline gelmektedir.
SKDM ile birlikte karbon yönetimi, çelik sektörü açısından stratejik bir başlık olarak belirginleşmektedir. Şirketlerin özellikle emisyon veri yönetimi ve doğrulama süreçleri, tedarik zincirinin karbon profilinin analiz edilmesi ve düşük karbonlu enerji ile üretim stratejilerine odaklanmaları gerekmektedir. SKDM, yalnızca bir karbon düzenlemesi değil; aynı zamanda küresel sanayide rekabet kurallarını yeniden tanımlayan yeni nesil bir ticaret mekanizması olarak konumlanmaktadır. Önümüzdeki dönemde çelik sektöründe rekabet, yalnızca üretim maliyetleri üzerinden değil, doğrudan karbon maliyetleri üzerinden şekillenecektir. Bu noktada şirketler için belirleyici unsur artık yalnızca çelik üretmek değil; ürettikleri çeliğin karbon verisini ölçen, doğrulayan ve etkin şekilde yöneten entegre sistemleri hayata geçirebilme kapasitesidir. Belki de önümüzdeki yıllarda çelik sektöründe rekabeti belirleyecek en önemli soru, karbon maliyetini yönetebilen üreticilerin mi öne çıkacağı, yoksa düşük karbonlu üretimin yeni sanayi standardı mı olacağı olacaktır.




