Uluslararası STK’lar Sağlık ve İklim Politikalarını Birleştirmeli

Uluslararası STK’lar, sağlık ve iklim politikalarının entegrasyonunu talep ediyor. Sağlık, iklim krizinin merkezine yerleştirilmeli.

İklim krizi, yalnızca geleceğe yönelik bir çevresel sorun olmanın ötesinde, günümüzde de halk sağlığını tehdit eden en önemli meselelerden biri haline geldi. Bu bağlamda, Türkiye’den Temiz Hava Hakkı Platformu ile birlikte 74 uluslararası kuruluş, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini vurgulamak amacıyla ortak bir girişim başlattı. Bu girişimin en önemli taleplerinden biri, iklim krizinin temel sebeplerinden biri olan fosil yakıtların sağlık açısından zararlı maddeler olarak tanınmasıdır.

Avrupa, son dönemlerde yaşanan aşırı sıcak hava dalgalarıyla mücadele ediyor. Haziran ayının son haftasında Fransa, Belçika ve Hollanda’da aşırı sıcaklar nedeniyle en az 3.700 kişi hayatını kaybetti. Türkiye’de de sıcaklıkların artmasıyla birlikte can kayıplarının artabileceği öngörülüyor. Uzmanlar, iklim krizinin artık sadece gelecekte değil, günümüzde de insan sağlığını doğrudan etkileyen bir sorun olduğunu belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), iklim krizini 21. yüzyılda insan sağlığını tehdit eden en büyük küresel risk olarak tanımlıyor. İklim değişikliğinin, sıcak stresi, yetersiz beslenme, sıtma ve ishale bağlı olarak 2030-2050 yılları arasında yılda yaklaşık 250 bin ek ölüme yol açması bekleniyor.

İklim değişikliği, yalnızca aşırı sıcaklardan kaynaklanan hastalık ve ölümleri artırmakla kalmıyor; aynı zamanda hava kirliliğini artırıyor, bulaşıcı hastalıkların yayılma alanlarını genişletiyor, temiz su ve güvenli gıda erişimini zorlaştırıyor ve ruh sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor.

Bu nedenle, Türkiye’deki Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) ile birlikte Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Lancet Countdown, Our Common Air, Columbia Üniversitesi İklim ve Sağlık Eğitimi Küresel Konsorsiyumu, NCD Alliance, Avrupa Halk Sağlığı Birliği (EUPHA), Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (GCHA), 350.org ve Türk Tabipleri Birliği gibi 74 sağlık, bilim, çevre ve hak örgütü, sağlığın iklim politikalarının merkezine yerleştirilmesi için ortak bir çağrı başlattı.

THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, Avrupa’da yaşanan sıcak hava dalgalarının iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini gözler önüne serdiğini ifade ederek, “Avrupa’da yaşanan sıcak hava dalgaları ve Türkiye’deki aşırı sıcaklar, iklim krizinin artık geleceğin değil, bugünün halk sağlığı sorunu olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Kasım ayında Türkiye’de gerçekleştirilecek COP31 öncesinde Bonn’daki BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (SB64) alınacak kritik kararlar, Antalya’da düzenlenecek zirvenin sorumluluğunu artırıyor. Türkiye’nin COP31 Eylem Gündemi’ne ‘Dinamik ve Dirençli Sağlık Sistemleri’ başlığını eklemesi önemli bir adım. Bu yaklaşımın enerji, ulaşım, sanayi, tarım ve atık yönetimi gibi tüm iklim politikalarına yansıması gerekiyor. Sağlığı göz ardı eden bir iklim politikası, toplumları iklim krizinin etkilerine karşı koruyamaz. Daha temiz hava, güvenli şehirler ve dirençli sağlık sistemleri, iklim eyleminin somut kazanımları arasında yer alıyor.” dedi.

COP31 Başkanı, Türkiye’ye sunulan uluslararası çağrı ile iklim krizine karşı mücadelenin merkezine sağlığın yerleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Uzmanlar, insan sağlığını korumak ve iklim krizinden kaynaklanan ölümleri önlemek için üç temel adım atılması gerektiğini belirtiyor: Birincisi, fosil yakıtların sağlık üzerindeki etkilerinin açıkça tanınması; ikincisi, sağlık politikalarının enerji, ulaşım, sanayi, tarım, atık ve uyum gibi tüm iklim politikalarının merkezine yerleştirilmesi; üçüncüsü ise sağlık konusunun COP31 Eylem Gündemi’nde bağımsız ve güçlü bir öncelik alanı olarak yer almasıdır.

Our Common Air Komisyonu Üyesi ve Sunway Centre for Planetary Health İcra Direktörü Prof. Tan Sri Dr. Jemilah Mahmood, “Sağlığın, Eylem Gündemi’nin onuncu başlığı olarak kabul edilmesi, iklim krizinin acil bir sağlık sorunu olduğunun kabulüdür” diyerek, “Yükselen deniz seviyelerinden ölümcül sıcak hava dalgalarına kadar, eylemsizliğimizin bedelini toplumun en kırılgan kesimleri ödüyor. Küresel Güney’deki sağlık sistemleri, iklim finansmanı ve uyum planlamasının merkezinde yer almalı” şeklinde konuştu. Lancet Countdown İcra Direktörü Dr. Marina Romanello ise, “Lancet Countdown’un son verileri, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin tarihteki en yüksek seviyelere ulaştığını gösteriyor. İklim krizi can kayıplarına yol açıyor, sağlığı ve geçim kaynaklarını olumsuz etkiliyor, dünya genelinde eşitsizlikleri derinleştiriyor. İklim eylemi gerekli ölçekte hızlandırılmadığı sürece, dünya sağlık ve yaşamı tehdit eden risklerin giderek arttığı bir yolda ilerlemeye devam edecek. İklim değişikliğiyle mücadelede sağlığı önceleyen adımlar; daha temiz hava, sağlıklı beslenme, yaşanabilir kentler, güçlü ekonomiler ve dayanıklı sağlık sistemleri sayesinde her yıl on milyonlarca insanın hayatını kurtarabilir. Ülkeler COP31’e hazırlanırken, iklim eylemlerinin bu dönüştürücü sağlık kazanımlarını sağlayacak şekilde kurgulanması artık bir zorunluluk.” ifadelerini kullandı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu