İklim Ağı: Fosil Yakıt Bağımlılığı Türkiye’yi Tehdit Ediyor
İklim Ağı, Türkiye’nin fosil yakıtlara bağımlılığının iklim krizi ve enerji güvenliği açısından tehlikeli olduğunu vurguladı.
İklim Ağı, Türkiye’nin COP31 zirvesine ev sahipliği yapması ve başkanlık görevini üstlenmesi öncesinde önemli değerlendirmelerde bulundu. Sivil toplum kuruluşlarından oluşan bu ağ, savaşların ve iklim krizinin benzer tehditler oluşturduğunu belirterek, fosil yakıtlardan çıkışın kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Özellikle Türkiye gibi iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ve enerji ihtiyacının büyük bir kısmını dışarıdan karşılamak zorunda kalan ülkeler için bu durumun enerji güvenliği açısından hayati bir önem taşıdığı ifade edildi.
İklim Ağı, 5 Haziran Çevre Günü ve 8 Haziran’da Bonn’da başlayacak COP31 hazırlık görüşmeleri öncesinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin COP31 ev sahipliği ve başkanlığına dair görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. Toplantı, İstanbul Postane’de gerçekleştirildi. İklim Ağı temsilcileri, fosil yakıtlar (petrol, gaz, kömür) üzerine kurulu enerji politikalarının, iklim krizi ve jeopolitik gerilimler karşısında ülkeleri giderek daha kırılgan hale getirdiğini dile getirdi. Ukrayna ve İran’daki çatışmaların bu kırılganlığı artırdığına dikkat çekilerek, COP31’in fosil yakıtlardan adil bir çıkış için kritik bir fırsat sunduğu ifade edildi.
Temsilciler, Türkiye’nin iklim krizinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğunu belirterek, fosil yakıtlardan çıkışın enerji güvenliği açısından elzem olduğunu vurguladı. Bilimsel çalışmalar, fosil yakıt kullanımının devam etmesi halinde Türkiye’nin iklim yapısında köklü değişiklikler olacağını ortaya koyuyor. Ülkenin büyük bir kısmının sıcak ve kurak iklim kuşağına gireceği, yağış rejimlerinin zayıflayacağı ve bazı bölgelerde çölleşme riskinin artacağı öngörülüyor.
Bu bağlamda, Türkiye’nin COP31’de liderlik etmesinin, fosil yakıt tüketimini sonlandırmaya yönelik küresel çabalara örnek teşkil etmesi için kömürden adil bir çıkış takvimi açıklamasının önemine vurgu yapıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un, enerji arzı krizinin fosil yakıtların güvenliğini garanti etmediğini belirttiği hatırlatıldı. Ayrıca, 2023’te Dubai’de gerçekleştirilen COP28’de ülkelerin, 2030 yılına kadar fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırma kararı aldıkları belirtildi.
İklim Ağı üyesi WWF-Türkiye’den Ayşe Mine Doğan, Türkiye’nin fosil yakıt tüketimindeki yüksek dışa bağımlılığın enerji güvenliğini tehdit ettiğini ve çevresel sorunları artırdığını ifade etti. Doğan, Türkiye’nin enerji üretiminde kullandığı fosil yakıtların büyük bir kısmını ithal ettiğini ve bu durumun yüksek faturalar, hava kirliliği ve sağlık sorunları gibi olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtti. Akdeniz kuşağında yer alan Türkiye’nin iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler arasında olduğunu vurgulayan Doğan, ülkenin 2053 net sıfır hedefine ulaşabilmesi için yenilenebilir enerji çözümlerini artırması gerektiğini söyledi.
İklim Ağı üyesi Mekanda Adalet Derneği İklim Adaleti Program Koordinatörü Yağız Eren Abanus, fosil yakıt bağımlılığının sadece enerji sistemlerini değil, aynı zamanda küresel eşitsizlikleri ve çatışma dinamiklerini de derinleştirdiğini dile getirdi. Abanus, savaşların ve iklim krizinin yükünün en az sorumlu olan toplumlar tarafından taşındığını belirtti. Bu nedenle, fosil yakıtlardan adil çıkışın yalnızca bir enerji politikası değil, aynı zamanda iklim adaleti meselesi olduğunu vurguladı.
Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay, Türkiye’de kömürlü termik santralların elektrik üretiminin büyük bir kısmını karşıladığını ancak bu durumun enerji bağımsızlığı sağlamadığını ifade etti. Alpay, kömürden adil bir çıkış planının olmamasının işçilerin belirsizliklerle karşılaşmasına yol açtığını belirtti. Türkiye’nin COP31 başkanlığı ile iklim değişikliği konusunda liderlik etme niyetini, kömürden çıkış kararı ile göstermesi gerektiğini vurguladı.
Özge Doruk ise fosil yakıtlara dayalı enerji sistemlerinin sürdürülemez olduğunu belirterek, her kriz dalgasının ekonomik istikrarsızlık ve toplumsal baskı olarak geri döndüğünü ifade etti. Bu durumun fosil yakıtlardan çıkışın artık yalnızca uzun vadeli bir hedef değil, aynı zamanda bugünün enerji güvenliği meselesi olduğunu gösterdiğini vurguladı. Türkiye’nin atacağı adımların, enerji üretimini dönüştürmenin yanı sıra, bu dönüşümü kapsayıcı bir şekilde yönetmeye odaklanması gerektiğini belirtti.




