Hürmüz Krizi: Asya Üretimi Tehdit Altında, Türkiye Fırsat Peşinde
Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Asya üretimini olumsuz etkilerken Türkiye için yeni fırsatlar sunuyor. Destekleyici politikalar şart.
YENER KARADENİZ
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, enerji piyasalarının yanı sıra küresel hazır giyim tedarik zincirini de olumsuz etkiliyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından hazırlanan rapor, bu krizin Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimin etkisiyle küresel hazır giyim üretimi ve ticaretine olan çok yönlü etkilerini ortaya koyuyor. Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz akışının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik güzergâhtaki aksama, petrol fiyatlarında yüzde 45, doğalgaz fiyatlarında yüzde 55 ve gübre fiyatlarında ise yüzde 35’lik bir artışa neden oldu. Bu durum, navlun, sigorta ve üretim maliyetlerini artırarak küresel tedarik zincirinde ciddi bir maliyet baskısı oluşturdu.
Asya’daki üretim merkezlerinde enerji kısıtlamaları belirginleşirken, Sri Lanka haftada dört gün çalışma modeline geçti. Gemilerin rotalarının değişmesi, teslim sürelerini 10-14 gün uzatırken, navlun maliyetlerinde yaklaşık yüzde 15’lik bir artışa yol açtı. Vietnam’da yakıt stokları kritik seviyelere gerilerken, Pakistan ve Bangladeş’te de enerji tedbirleri devreye alındı. Güney Kore’deki bazı tekstil fabrikalarının kapasitesi ise yüzde 20-30 oranında düştü.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin hazır giyim sektörü üzerinde çok katmanlı bir etki yaratıyor. Raporda, özellikle petrol türevleri ve enerji maliyetlerindeki artışın, navlun ve sigorta giderleriyle birleşerek sektörün maliyet yapısını daha da bozduğu vurgulanıyor. 2022-2025 döneminde dolar bazında maliyetlerin yüzde 26 artması beklenirken, 2026’nın ilk üç ayında enflasyon ve ücret artışlarının etkisiyle maliyetlerin daha da yükselebileceği ifade ediliyor. Dolar kurundaki artışın olmaması, Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Türkiye, yalnızca maliyet baskısıyla değil, aynı zamanda pazar daralması riskiyle de karşı karşıya kalıyor. Avrupa ve ABD’deki talebin yavaşlaması, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatta da zayıflama ihtimalini beraberinde getiriyor. Kuzey Afrika’da ise artan enerji ve su stresi, bölgeyi hem risk hem de rekabet açısından kırılgan hale getiriyor. Özellikle Mısır’ın artan enerji maliyetleri dikkat çekiyor.
Ancak aynı kriz, Türkiye için önemli fırsatlar da sunuyor. Raporda, Bangladeş, Çin ve Hindistan gibi rakip üretim merkezlerinde artan maliyetler, lojistik gecikmeler ve sipariş belirsizliklerinin Türkiye’ye avantaj sağlayabileceği belirtiliyor. Küresel alıcıların belirsizlik dönemlerinde yakın tedarik, hızlı teslimat ve esnek üretim kabiliyetine yönelmesi, Türkiye’nin rekabet avantajını yeniden öne çıkarabilir. Özellikle 2026’nın ikinci yarısından itibaren siparişlerde bu etkinin daha belirgin hale gelmesi bekleniyor.
Raporda, enerji ve hammadde maliyetlerindeki artış Türkiye’deki üretim maliyetlerini artırırken, Uzak Doğu’daki rakipler üzerindeki baskının Türkiye’ye göreli bir avantaj sağladığı ifade ediliyor. Ancak Türkiye’nin mevcut maliyet yapısı ve ihracatı destekleyici mekanizmaların yetersizliği, bu fırsatların kalıcı siparişlere dönüşmesini zorlaştırabilir. TGSD, bu durum karşısında bazı politika önerileri sunuyor. Net ihracatçılara yüzde 10 döviz dönüşüm desteği verilmesi, çalışan başına 3.500-6.000 TL arasında iş gücü desteği sağlanması ve reeskont kredilerinin daha uygun koşullarla yeniden düzenlenmesi öneriliyor. Ayrıca, Eximbank teminatlarına KGF desteği sağlanması, hammadde ithalat yüklerinin azaltılması ve Dahilde İşleme Rejimi süreçlerinin kolaylaştırılması gerektiği vurgulanıyor. Genel değerlendirmede, Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji şokunun geçici bir dalgalanma değil, tekstil ve hazır giyim üretim ekosistemini etkileyen yapısal bir risk olduğu ifade ediliyor. İran savaşının Türkiye’ye otomatik bir avantaj sağlamayacağı, ancak doğru ekonomi politikaları uygulanması halinde Türkiye’nin yeni sipariş fırsatlarını değerlendirebileceği belirtiliyor. Bu sürecin yönetilmesinin yalnızca sanayicilerin değil, kamu ve özel sektörün ortak sorumluluğu olduğu vurgulanarak, gerekli adımlar atılmazsa ortaya çıkan fırsat penceresinin kapanabileceği uyarısı yapılıyor.
Raporda, Avrupa pazarındaki kaybın, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatla kısmen telafi edilmeye çalışıldığı ifade edilirken, hem Avrupa ve ABD’deki talep yavaşlaması hem de Arap Yarımadası’na ihracatta oluşabilecek zayıflamanın göz önünde bulundurulması gerektiği belirtiliyor. Mısır, Fas, Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerindeki su stresi, enerji baskısı ve Süveyş hattı üzerindeki jeopolitik gerilimler de dikkate alınmalıdır. Özellikle Mısır’ın aylık gaz ithalat faturasının savaş sonrası süreçte 560 milyon dolardan 1,65 milyar dolara yükseldiği ve akaryakıt fiyatlarında ortalama yüzde 17 artış yaşandığı bildirilmektedir. Mısır, beş yıl içinde hazır giyim ihracatını 12 milyar dolara çıkarma hedefini sürdürse de bu kırılganlıkların göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Bu nedenle Mısır’da yatırımı bulunan Türk firmalarının gelişmeleri yakından takip etmesi ve olası senaryolar için stratejik hazırlık yapmaları büyük önem taşımaktadır.




