Mavi Vatan Yasası: 22 Yılın Ardından Gelen Tarihî Adım
Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Mavi Vatan Yasası’nın Türkiye’nin deniz egemenliğini pekiştirecek önemli bir adım olduğunu belirtti.
Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarını iç hukuka entegre edecek olan Mavi Vatan Yasası’nın önemli bir gelişme olduğunu vurguladı. Gürdeniz, bu yasayı, Türkiye’nin denizcilik alanındaki gecikmiş bir adımı olarak değerlendirdi.
Gürdeniz, YouTube’daki “Mavi Vatan ve Ötesi” programında, kamuoyunda Mavi Vatan Yasası olarak bilinen Deniz Yetki Alanları Kanunu Taslağı’nı detaylı bir şekilde ele aldı. Bu taslağın, Türk deniz hukukunun kurumsallaşması açısından taşıdığı önemi dile getiren Gürdeniz, Türkiye’nin denizcilik serüveninin geçmişte yaşadığı gecikmelere de dikkat çekti.
Türk deniz hukukunun gelişiminde Deniz Kuvvetleri’nin kritik bir rol üstlendiğini belirten Gürdeniz, kanunun gündeme gelmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti. “Bu kanunun çıkmış olmasından büyük bir mutluluk duyuyorum. Deniz Kuvvetleri, gemi inşasından deniz hukukuna kadar pek çok alanda Cumhuriyet’in en kurumsal ve örgütlü unsuru olmuştur,” dedi.
Gürdeniz, Türk kamuoyunun deniz hukuku ile ilk ciddi tanışmasının 1975-1976 yıllarındaki Ege kıta sahanlığı krizleri olduğunu hatırlatarak, “O tarihten önce Türk kamuoyu denizle ilgili pek çok kavramdan habersizdi,” şeklinde konuştu.
1976 yılında Ege’de kıta sahanlığı araştırmaları yapan ve Türkiye’nin deniz hukuku tarihinde önemli bir yere sahip olan MTA Sismik-1 (eski adıyla Hora) gemisinin durumuna da dikkat çeken Gürdeniz, bu geminin korunması gerektiğini vurguladı. “Bu gemi hurdaya çıkarılmamalı. Türkiye, tarihi gemilerini koruyamamışken Yunanistan, benzer bir gemiyi korumayı başardı,” dedi.
Gürdeniz, MTA’ya çağrıda bulunarak Sismik-1’in bir müze gemisi haline getirilmesini önerdi. Bu geminin İstanbul halkına deniz araştırmalarını gösteren bir kültürel hizmet sunacağını ifade etti.
1976’daki Hora krizinde Deniz Kuvvetleri Harekât Şubesi’nde görevli olan ve daha sonra Kuvvet Komutanlığı yapacak olan Özden Örnek’in anılarına da yer veren Gürdeniz, o dönemde deniz hukuku alanındaki eksiklikleri dile getirdi. Özden Örnek’in, sismik araştırmalar için acil bir hukuki mütalaaya ihtiyaç duyduğunu ve bu konuda Türkiye’de yeterli uzman olmadığını belirttiğini aktardı.
2004 yılında gerçekleştirilen Deniz Hukuku Sempozyumu’nda, Türkiye’nin bir deniz yetki alanları yasasına acil ihtiyaç duyduğu konusunda tüm hukukçuların hemfikir olduğunu ifade eden Gürdeniz, “Bugün 2026 yılındayız; aradan tam 22 yıl geçti. Bu süre zarfında devletin denizcilik alanında yaşadığı gecikmelerin daha çarpıcı bir örneği olamaz,” dedi.
Gürdeniz, Türkiye’nin karasularının 6 mil, diğer denizlerde ise 12 mil olarak belirlendiğini hatırlatarak, mevcut hukuki çerçevenin nasıl işlediğini sade bir dille açıkladı. Ayrıca, Türkiye’nin 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nden bu yana adaların kıta sahanlığı oluşturamayacağı tezini savunan bir ekolün temsilcisi olduğunu belirtti.
Mavi Vatan Yasası’nın, kamuoyunda yaygın olan “yasayla birlikte MEB ilan edilecek” beklentisinin gerçekçi olmadığını ifade eden Gürdeniz, “Bu kanunda Münhasır Ekonomik Bölge ilanının çıkacağını sanmıyorum. Dışişleri’nin bu konudaki tutuculuğunu çok iyi biliyorum,” dedi.
Gürdeniz, yasanın “gri alanlar” konusunda da düzenlemeler getirebileceğini öngörerek, Lozan Antlaşması gereği Yunanistan’a devredilmemiş adaların karasularının Türkiye tarafından takip edileceğine dair bir madde konulabileceğini belirtti.
Münhasır Ekonomik Bölge ilan edilmemesinin somut sonuçlarına örnek olarak, mavi yüzgeçli orkinos avcılığı konusunu gündeme getiren Gürdeniz, bu balığın Türkiye’nin kıta sahanlığı içindeki sahalarda yoğun olarak bulunduğunu ifade etti. 2009 yılında Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın ICCAT denetim yetkisini aldığını ve Deniz Kuvvetleri’nin de bu denetimlere destek vermek üzere bir protokol hazırladığını aktardı.
Gürdeniz, Mavi Vatan Yasası’nın getireceği hukuki güvence sayesinde sahadaki gemi komutanlarına büyük bir hareket alanı sağlanacağını belirtti. Türkiye’nin deniz hukuku alanında yaşadığı gecikmelerin nedenlerini karşılaştırmalı örneklerle de açıkladı. ABD, Brezilya ve Çin gibi ülkelerin deniz yetki alanlarıyla ilgili düzenlemelerini örnek gösterdi.
Gürdeniz, Türkiye’nin 1994 yılında UNCLOS’un yürürlüğe girmesiyle birlikte yaşanan gelişmelere de dikkat çekerek, o dönemde Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma planlarının olduğunu hatırlattı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Yunanistan’ın bu hamlesini savaş sebebi saydığına da değindi.
Dışişleri Bakanlığı’ndaki denizcilik konularıyla ilgilenen kadronun yetersizliğine dikkat çeken Gürdeniz, DEHUKAM’ın kurulmasının önemine vurgu yaptı. “Deniz Kuvvetleri’ndeki sempozyumdan on yıl sonra ‘bu işi artık bitirelim’ dedik. Bugün geldiğimiz nokta sevindiricidir,” dedi.
Gürdeniz, “Mavi Vatan” kavramını ilk kez 2006 yılında ortaya attığını hatırlatarak, o dönemde yaşanan zorlukları da dile getirdi. Türkiye’deki kamu deniz hukukçusu sayısının 100’ü geçmediğini belirten Gürdeniz, bu alanda nitelikli uzmanların yetiştirilmesi gerektiğini savundu.
Son olarak, Mavi Vatan Yasası’nın önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ele alınacağını hatırlatan Gürdeniz, kamuoyunun bu süreçte fikirlerini açıkça ifade etmesi gerektiğini vurguladı ve emeği geçen herkesi tebrik etti.




